18 Temmuz 2010 Pazar

MAGAZİN DE SON DAKİKA DEMET AKALIN&ECE ERKEN İLE KAVGA ETTİ, ERBAALI GENÇLİK DEMET'İ TAŞLADI; DAVULCUSU DAYANAMADI TOKMAĞI DEMET'E GEÇİRDİ NBVAIUOEWA

Kocasıyla iki gün önce kavga edip program iptali için Sülüman'ı arayan hatta Önder'den dün boşanan ve bugün gelmek istemediği konsere çıkan moralsiz Demet AKALIN çok güzel kıyafet giyinmişti; şahsen beğendim! Bedeni burada ruhu nerede belli olmayan bu şarkıcı kişi! bir ara sahne dibindekilere gürültü yapmayın kafamı şişiriyorsunuz derken kendi gerçeklerinden ne kadar uzaktı bilebilirsiniz. Neyse kayıttan ardı ardına söylediği şarkıları edemediği dansıyla saçmalayan salak kişi sahneden bir anda indi, o anda sahnede kendinden geçen davulcusu çalmaya devam etti; baterist değil davulcu! Ama Demet görünmedi, back vokaller şaşkın, davulcu şuursuzca devam ettiler. Ne bir açıklama ne bir... birşey. Hadeee gidelim dedik, bizim misafirler var, otelde kalıyorlar (Demette o otelde konaklayacak). Vardık bahçeye, uzuuun bir masa belli ki Demet ve ekibini bekliyor. Masanın başında back vokal, durumu algılayacağız laf atıyorum "Sen back vokaldin değil mi?" Cevap hayır! Kalkıp telefonla konuşmaya devam ediyor, o arada ben döşüyorum etraf bana destek. "Hadi bea vokal değilmiş, o ışıltılı t-shirt başka kimde vardı. Hem ben o göbeği nerede görsem tanırım!" Sonra bize doğru geldi ve "Elmacıklarına tomurcuk gül atmışlar, şiş oteli terk etti." Ha yani güzelim vokalsin de ne artistlik yaparsın :) Niyse efendim organizatör Sülüman abi, ne olduğunu bilmediğim türkücülere İbolara şarkı sözü veren kırık abi vs vurduk muhabbetin dibine. Bu arada Kanal D olmak üzere magazinciler çıldırmış haberi öğrenemiyorlar, bilin yazdıklarımın değerini ;) Görüntü bekleniyormuş, Demet dışarıdan cisim atıldığını iddia ediyormuş, bahane ettim demiyor da ve yola çıkmış Sülümanın arabayla Samsun'a çünkü orada Tıp fakültesi hastanesi varmış rapor alacakmış, tazminat vermeme mevzuları. 50000Tl ye çıkmış. Ama kendi aracını Ece ERKEN'e veren Demet Sülümanın kilit vurdurduğu mak. 110km hıza çıkan arabasıyla yola çıktığından 2,5 saatlik yolu kaç saatte tamamlayacağı geyikleri döndü.
Ya Demet ses yok, güzellik yok, sahne yok arada söylermişsin ama arada o da sen de bu azılı kahpelik olmasa o bacağını yapaylarını sunmasan senin bu kaprisine, senin bu sesi çıkmayan şarkıcılığına, sana bu ucuzluğunla kim para kazandırırdı acaba! Yazık ki bu memlekette senin gibiler sanatçı kabul ediliyor, o kalabalığın sana eşlik etmesi hatta ve hatta seni sevemeyen şarkılarını dinlemeyen bana bile Eserlerinin! yabancı gelmemesi Türkiyenin acılası tablosunu ortaya sunmuyor mu. Nasıl bir dayatmayla dinlediysem seni beynime kazınmışsın! Iuggh...
Ha Ece de ayrı vaka bu gece magazin bombasıyım. Düşünce organizasyondu ekipti içine renklendi dünyam, çok güldüm ama hiç şaşırmadım çevremdeki tuhaflara, hep olsunlar ya süper eğlenceli ;) Ececiğimin plaket töreniyle bitiyor işi ama bu arada arasının iyi olmadığı hatta küs ve hatta kavgalı olduğu Demetle ufaktan kapıştılar sahnede. Elinden telefonu düşmeyen aptal sarışın Ece, tutturuyor ben gideceğim diye. Sülüman diyor ki gece bitmeden gidemezsin, papaz olmayalım seninle. Bizim salak da başlıyor ağlamaya sevgilisi özel uçak göndermiş bunu almaya, Tokat havaalanı da 00:00'dan sonra uçuşlara izin vermiyormuş, bu da beklerse yetişemezmiş falan. Neyse Sülüman kabul etmiş ve nasıl gerçekleştiyse Demet benim araçla gönderin nasıl olsa ben Erbaada kalacağım bu gece sabah 5'te hareketim demiş.
Netice itibariyle eğlenceli insanlar, sağolsunlar güldük baya. Ha tabii biz bile bu hengamede duyduklarımızla olayı Ece ve Demet kavga etmiş, Ece ağlamış, Demet de izmarit atıldı diye sahneyi terk etmiş hatta hızını da alamayıp kostümüyle otelden ayrılmış diye duyduk. Otelden kostumüyle ayrıldığı kısmı doğru çıktı bir tek gerisi yukarıdaki gibi, asıl merağım kimse gazetecileri bilgilendirmediğinden yarın haber nasıl geçecek?
Gecenin fıkrası da kırık abiden; kestirmeden anlatıyorum: 20 yaşında elinde sazı İstanbula gitmiş şarkıcı olmaya. Gideceği yer için otobüse biniyor şöför yanına oturtmuş o indirecek gelince. Yaşlı bir teyze soruyor oğlum neredensin sen diye. Bu da "Sivas-Kangal" diyor. Teyze yapıştırıyor: Haa bizim köpeklerin memleketten!
Herkese iyi geceler...

7 Temmuz 2010 Çarşamba

???

bazen ölümlere,ölenlere özeniyorum, herkese derim ben kazık çakacağım dünyaya diye. Arize ninenin toprağındanım ya! olabilir, mümkün...mutluluklara boğulmamışsan devam ettirmek neden ki bu dünyayı??? deli miyim ben ya :)

MONEY-MONEY


"Eğer bir insandan hoşlanmadıysanız ve daha onunla görüşmek istemiyorsanız;
*Fakirse ödeyemeyeceği kadar borç verin, daha kapınızı çalamaz.
*Zenginse borç isteyin, daha yüzünü göremezsiniz."
demiş biri.
Para işin rengini değiştirir mi?
_Değiştirir.
Bunun üzerine söz söylemek isteyen varsa yorum bıraksın...

5 Temmuz 2010 Pazartesi

bayram günü doğdu adı BAYRAM oldu

Bazen en yakınımızdakiler yabancı olur; yaşanmışlıklar çoktur herkeste buna dair; can yakar, gözyaşı döktürür, üzer...
Ama hiç yabancı birinin bir anda yanımda olamazken henüz tanışamamışken yakınımda olabileceğini düşünmemiştim, onun için gözyaşı dökeceğimi ve aklımdan çıkmayacağını, üzeceğini... Her gün evimizin önünden geçerdi, ağır adımlar atardı; ara sıra çarpraz taktığı çantası omzunda. Kareli gömleğiyle geçen bu gence ara ara selam verirdim ama ne bağlamdaydık bilemedim.
Gün geldi, bir düğünde ölüm haberi aldım; tanıdığım birinin yeğeni ölmüştü trafik kazasında çok üzüldüm, burnum titredi; merhametten mi kendi acılarımın yinelenmesinden mi bilemedim. Gençliğiydi belki de; henüz 26 sındaydı. Dünya hali; düğünden çık cenazeye git; bilirim böyle zamanlarda sarılmanın acıyı nasıl da dindirdiğini, gönüle tesellisini! Fotoğraflar geldi, anne feryat etti "Oğluuum, yavrum kağıt parçalarıyla mı avunacaktım sana!" O ana kadar Güler teyzemin yeğeninin Bayram olduğunu bilmiyordum, aynı okulda 2 alt dönemimde okuduğu ve ortak arkadaşlarımızdan dolayı selam verdiğimi, her gün bizim mahallemizden geçen o tanıdık simanın evine bir gün cenazesi için gidip ağlayacağımı bilmiyordum.
Ve daha nicesini bilmemeyi isterdim; beynimi resetlemeyi acıyı, hüznü, özlemi bir yerde bırakmayı...
Rahmetin bol olsun Bayram.

25 Haziran 2010 Cuma

ÇİNPEMIZI

Çingene pembesiyle kırmızı gibi; her zaman geçtiğin yollardan eskisi gibi geçemeyeceğini bilmek ve hep benim dediklerini bugünde bırakmak, benliğinden uzaklaşmak kendini kaybetmek. Sevinçle hüzne hazırlanmak, gitmek isterken kalmayı da beraberinde aramak. Eşyalar kadar basit ve taşınılması kolay olması dileği herşeyin, herkesin; yüreğinin götürdüğü yerlere. Öyle olsa kimse ıssız kalmazdı, bir yarın tamamlanırken öbür yarın eksik olmazdı.

6 Haziran 2010 Pazar

DigitalVoiceRecorder

Yastığıma başımı koyduğumda, cümleler doluşuyor beynime. Birbirinden güzel, bütünüyle süper anlamlı ve aklımı hep aynı serzeniş sahipleniyor; "Bunları sabah olunca daha yakalayamayacaksın, kalkıp yazsan artık yakalaman için de geç! En iyisi kayıt cihazı!" Gogo'm bana telefonu kullanabileceğimi söylemişti taaa ne zaman böyle böyle oluyor diye ona derdimi yanınca ama galiba ben işin daha fantazi boyutundan kurtulamıyorum. Bana ses kayıt cihazı şart.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

ERKEKLER

Ooof, bu erkekler... Değişik varlıklar, Allah yokluklarını göstermesin :P Dönemleri var çeşit çeşit, mesela bıyık bırakamazlar bir süre. Aslında hep içlerinde var gibi bir uhde; bir bıraksam şöyle bıyık falan diye yoklama çekerler yada dalgasını geçerler ama vardır ya o merak acaba nasıl görünürüm? ;) Bırak cicim ya çekinme, sal iplerini; ha şöyle bir rahat et, ruhunu azad et; et bakalım!!

Aklıma ne geldi; tamam biliyor olabilirsiniz ama ben daha yeni duydum :s Ve birazcık da yarım yamalak aktarım söz konusu olacak: Borcu var adamı uyku tutmaz, derdi düşer hatun kişiye. Camdan çıkarır kafasını ve alacaklıya seslenir; Benim beyin borcu var ya sana, onu ödeyemiyor. Ardından er kişisine döner ve der ki: Hadi, rahat rahat uyu artık o düşünsün!

Volkan Konak'ın programını izliyorum şimdi, Trabzondayken nefret ettiğim bu adamı; şarkılarından da nefret ederdim, AYŞEM hariç onu oralara gitmeden de bilirdim, çok severdim çok!!! Ne zaman Trabzondan ayrıldım, dokunur oldu bu adamın şarkıları, tek geçiyorum, dinliyorum, sayıyor&sövüyorum, özlüyorum, ağlıyorum. O sözler ne ince, nasıl sızlatıyor burun direklerini, nasıl da inceden derin derin vuruyor yüreğe. Acaba var mıdır yolu Trabzondan geçip de oranın havası aylarca ciğerlerine işleyip de Volkan KONAK'ta uçup gitmeyen, var mı?

1. paragraftaki mevzunun devamı var...
Bırakırlar, sonrasında bırakamazlar. Karıştı; cümleye düzenleme yapıyorum hemen: Bıyık bırakırlat bir süre devam eder kesmesler ama bir an olur kesmeye yeltenirler ve de kesemezler. Nasıl bir durumsa ağır erkekler sendromuna dönüşüyor bu bıyık herhalde, sosyal toplum projesi gibi ruha yapışıyor, yahu kes light olmazsın, bu bıyıkta değil şekerim ruhani bir durum. Aaaa...Bizim evde bugünlerde bu hava hakim, çözüm üretilmiş; sakal bırakılıyor, bıyık ünceltiliyor inceltiliyor ve ardından tamamen yok oluyor. Kimseciklerde fark etmiyor :P Sonucunu bekliyorum babacığım 4 gözle, dört.

Güzel, bol yemekli bol fotoğraflı, temiz havada geçen bir günün ardından, tüm apartman Gönüldeydik. Çok güzeldi bugün, keyifliydi. Devamı da eve gelen paketle oldu; yeni oyuncağımız titreşimli bir kemer kan dolaşımını hızlandırıyormuş. Takıyoruz, titriyoruz, hahaaa. Jöle gibiyiz ailece, ııgh.

Mimoza çiçeğinden bana ne, birileri var yer yüzünde böyle aşık eden kendine ve karşılarında yetenekli bay ripleyler döşüyorlar sözleri, dizeliyorlar notaları; dış kapını mandalı bana dokunuyor. Acaba arada dokunan inceden bir kıskançlık mı? Birileri benim için neden bunları hissedip dile böyle getiremiyor mu? Yani insan başkasına karşı duyulan hisleri kendi üzerine almak ister ki? Başkasının çocuğunu çocuğun gibi düşünüp ona anne&baba sevgisi beslemekten, bir yabancıyı tadığın ve sevdiğin birine benzetip ona gidip sarılmaktan ne farkı var ki?

Sevgiler,
EBRU

11 Mayıs 2010 Salı

AHLAK

Ahlak olmalı en başta insanda; işini düzgün yapabilmesi için, insanlarla ilişkilerini güzel devam ettirebilmesi için, bu çarkın dürüstlükle dönebilmesi için...



CHP'li biri olarak Deniz BAYKAL'ın istifa etmesini yıllardır isteyenlerdenim, hatta yerine Umut ORAN'ı görmek isteyenlerdenim! Ama bu şekilde olmamalıydı, ahlakı kendi karı&kızlarının, bacılarının hayatında benimsemiş şerefsizlerin oyunuyla olmamalıydı. Bu arada belirteyim ben sayın Baykal'dan geri dönüş hamlesi bekliyorum! İnşallah bu da olmaz, artık elini taşın altına sokacak birileri CHP'yi uyanışa geçirsin istiyorum.

6 Mayıs 2010 Perşembe

ANNE KARNINA SIĞARKEN DÜNYAYA NEDEN SIĞMADIĞINI FARK ETMELİ

Farkında olmalı insan…
Kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı.
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen…
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını
Ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken ‘Dünya Benim!’ dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,
Ölürken de aynı avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!’ dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azrailin her an sürpriz yapabileceğini,
Nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan.
Ve ölmeden evvel ölebilmeli.
Hayvanların yolda kaldırımda çöplükte
Ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Eşref-İ mahlukat (Yaratılmışların en güzeli) olduğunu fark etmeli.
Ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni, dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde 4 kedi 2 köpek beslediği halde,
çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini,
ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin, sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür dediğin üç gündür,
Dün geldi geçti.
Yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür,
O da bugündür.

CAN YÜCEL

13 Nisan 2010 Salı

AY LAV YU UĞURSUZLUĞU

Menna, gazetede bir filmle ilgili yazı okuyor ve o günden beri vizyona girsin gidelim deyip duruyor. Sinema konusu açılsın, öneriyor insanlara Ay Lav Yu vizyona girsin gidin, o filmden umutluyum ben. Neyse gecikmeli gelir bizim buralara filmler, hatta bazıları hiç gelmez. Bu film gelenlerden oldu. Cumartesi akşamı programında sinemaya gitmek vardı. Elvanla sözleştik, evden çıkmamıza yakın Gönül abla geldi. Bizim sayı üçten( Elvan'ın ufaklıklar hariç) altıya çıktı, yolda karşılaşılan kuzenle yediye! :) Sinemaya yaklaştık Elvan'ı aramak için girişimde bulundum, gereksiz bir girişimdi ama telefonda ağlayan arkadaşımın sesini duyunca gerekli olduğunu anladım ve bir kez daha karar verdim, insana malum oluyor bazen bazı durumlar. Kafasını çarptığını ve kanamasının durmadığını söylüyordu, ağlama seslerinin arasından çok sivri bir yer lafı çıktı. Koşa koşa gittik, abartmıyormuş; iki dikiş atıldı başına.. Onlar hastanede ben çocukların başında.
Pazar günü oldu; annemle kalktık gittik filmimizi izlemeye. Eve geldik, ben yukarıya çıktım. Geri evimize döndüm, dolabımın kapağını açmamla; üst menteşesinden kurtulan dolamın yüzümün sol kısmına inmesi bir oldu. Ağlamaya başladım bende, canım yanıyordu ve ateş gibi yanmaya başlayan yüzümün o kısmından az da olsa deri parçaları geliyordu elime. Mennam hemen donmuş tane fasulye getirdi, -yüzün şeklini alsın diye tane fasulye- saatlerce ara ara tuttum morarmasına engel olduğunu düşünüyorum ve az bir şişlikle atlattım. Tabii biraz da deri yüzülmesiyle! :)
Film keyifli, eğlendirdi bizi ama UĞUR-SUZ geldi bize. Elvan'a telefonda anlattım olayı O da şap yapıştırdı, uğursuz diye. Gidin izleyin ama bana uyarmak farz oldu; kendinizi korumaya alın, öncesinde ve sonrasında ekstra dikkat şart :)