30 Ağustos 2009 Pazar

AUGUST,30

Alıntı

......................................................................................................

30 Ağustos “Sarışın bir kurda benziyordu...
Ve, mavi gözleri çakmak çakmaktı... Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu... Bıraksalar, ince uzun bacakları üzerinde yaylanarak ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak, Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı” filan...

*

Sonra?

*

Afyon Çimento Fransız'a satıldı.
Ama biz satmadık...
Biz zaten İtalyan'a satmıştık.
İtalyan da, Fransız'a sattı.

*

Batıya ilerledik ardından...

*

Mustafa Kemal'i Uşak'a getiren treni, kiloyla hurdacıya sattık!

*

Denizli'ye gelince...

Tekstil firmalarını Alman'a, madenleri İspanyol'a, beyaz eşya fabrikasıyla kâğıt fabrikasını İtalyan'a verdik... Mısırlı bastı parayı, elektrik santralını söküp, Irak'a götürdü.

*

Ve, Manisa kurtuldu...

Pamuklu Mensucat'ın güzelim arsasını Hollandalı'ya sattık. İşsizlerin umudu olan Manisa Et Tavuk'un önce makinelerini söktük, sonra arsasını elden çıkardık.

*

E hadi...
Gözünüz Aydın!
Kuşadası Limanı'nıİsrailli'ye vermiştik...
5 bin 413 emlağı da İngilizlere verdik.

*

9 Eylül'ü ve İzmir'i uzun uzun anlatmayayım, Yunan bankası malum.

*

Aslına bakarsanız, tam 30 Ağustos'ta, yarın yazacaktım bu yazıyı ama... “Cumhuriyet Ekspresi”miz, İnönü muharebelerinin cereyan ettiği Bozüyük'te iş makinesine toslayınca, yarını beklemeyeyim bari dedim...

Cümleten görkemli kutlamalar dilerim.


Yılmaz ÖZDİL

28 Ağustos 2009 Cuma

FARELER VE İNSANLAR

Fakat John Steinbeck'in romanı değil söz konusu...

Emre küçük daha, Tokatta yaşıyorlar. Annesi ve ablasının yanına gider ve fıstık faresi gördüğünü söyler. Ne? Ne? şaşkınlığında anne farenin başında bulur kendini ve endişelenir, öğrenmek ister fareyi ölü bir şekilde evde mi buldu yoksa sokaktan mı getirdi. Zehirlenme durumları... "Dokundun mu oğlum?" Ses yok. "Oğlum söylesene elini sürdün mü fareye, dokundun mu?" Emre'den cevap gelir "Dokunmadım, ipinden çektim!"
İki çocuk, bir anne ve bir arkadaş evde oturuyorlar. Bir fare beliriyor ortada, çocuklardan büyük olan kanepenin üstünde, küçüğü de anne arkadaşına fırlatıyor ve tabana kuvvet, yok oluyor ortadan uzun bir süre. Bu arada Türk olan arkadaşı şaşkın çünkü onlar (Ülkeyi hatırlayamıyorum :) bizim Türk bayanlarından daha soğukkanlı. Bu durumla tezatlık belirdi. Bizim kaçak elinde bir kediyle belirir odada, bu en iyisi hemen yakalar, diğerleri kapının önündeydi ama bunu bulmam vakit aldı. Fare birkaç dakikada kedinin ağzındaki yerini alır ve kedinin kapıdan çıkmasıyla operasyon başarıyla tamamlar.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

STATİK

................................................ !

23 Ağustos 2009 Pazar

MISS GUMBO

Bu ayın başlarında yazılası bu postu bugünlere kadar sürükledim ;)Hiç zor olmadı, aslına bakarsanız boş da durmadım güzel malzemeler biriktirdim. Önceliği yine bu içeriğe tanıdım ama. Şuradaki postumda bahsetmiştim, bamya güzeli mevzusu :p Aman ben o uzun yazıyı şimdi okuyamam diyenler için durumu olabildiğince ufak cümlelerle anlatıyorum:

Partiyle yol kontrol, vs için köylere gittik, ben işin eğlence kısmındayım. Uluköy adında bir baraj gölünün orada düzenlenen festivale katıldık ve buranın da bamyaları meşhur, çiçekli, çiçeksiz nasıl isterseniz dize dize bamyalar... Vitrin çocuk mankenlerinin boyunlarına dolanmış bamya dizeleri, Seval teyze birinin başında GS şapkası görüyor ve kızı için fotoğraflamak istiyor. O sırada annem de başka bir tanesine sarılmış onunla fotoğraf çektiriyor ve ben bir diğerinde mankenlere derecelerini belirtmek için takılan o bantlardan! görüyorum. Üzerinde "BAMYA GÜZELİ" yazılı, hemen boynuma geçiriyorum ve Seval teyze gülerek başlıyor fotoğraf üzerine fotoğraf çekmeye. Amaa bu arada herkes beni işaret ediyor yanındakine, abartı yok inanın! Bir bakıyoruz bizim kortej hareket etmiş, bir anda bantı fırlatıyorum ve fırlıyoruz arabaya doğru. Kalabalık bir ekiptik. Milletvekili Z. ASLAN'dan tutun tüm encümenler hepsi beni dillerine doluyorlar ve adım Bamya Güzeli kalıyor.


Ve işte şimdi film başlıyor...

Ertesi gün Pazar...Alevi köylerindeki festivallere davetliyiz. İlk durak Keçeci'ydi. Hayatım da ilk kez gidiyordum ve böyle bir manzara göreceğimi düşünmemiştim. Erbaa sınırını geçtim Türkiye gibi değildi, wauuv.



Dağ başında bir köy... Etrafta yurtiçi+yurtdışı her yerden gelmiş otobüsler, karavanlar... Koca bir alan çadırlarla dolu, her yerde yiyecek içecek standları... Bayanlar inanılmaz. Straplez elbiseler, bluzlar; askılılar... Dövmeler desen gırla gidiyor. Her yere kurulu bira çeşmeleri. Köy evi önüne kurulu yer sofrası herkesin önünde içkiler. İnanılmaz içiciydi köyün tamamı. Dedim biz Rio Karnavalına falan mı geldik :P Erbaa'nın köylerini bildiğimden çok çok şaşırttı beni bu manzara meğer Aleviler böyle yaşarlarmış... Duyardım ama bir de şahit olmuş oldum. Bir de yöresel kıyafetlerine çok sahip çıkıyorlar; PEŞLİ denen bu giysileri her yaş grubunda görmeniz mümkündü. İşte fotoğrafları...






Her kültürü kendi yerinde keşfedebilmeyi isterdim, insan aurasında adeta büyüleniyor.

Neyse oradan ayrıldık biraz daha ileriye bu defa başka bir Alevi köyüne Yenisu'ya gittik. Bu arada bugünki kafile daha da kalabalık ve bilmeyenlerde Bamya Güzeli geyiğimizi öğrenmişler, ortaklar muhabbete ;) En önde vekil gidiyor arkada biz kalabalıkla yürüyoruz, yan tarafta duran transitten 2 çocuk atladı önümüze bana sürekli "Biz seni tanıyoruz." diyorlar,hö??arfjvsbn Kalabalığın içinden biri üstüme doğru geliyor "Sen dün Bamya Güzeli seçilen bayansın!". ucybaenm Nasıl ya! Ne falan diyerek zırvalıyorum, yine algıda error oluştu bende. Diğer ikisine dikkatli bakıyorum palyaçolar, öbür adam kim fikrim yok. Adam bana soruyor "Size ne yaptılar da kızdınız, fırlatıp gittiniz? Baktım ama göremedim sizi, soramadım." Bir dk duruyorum ve açıklıyorum öyle bir yarışma falan olmadığını, devamını... Siz kimsiniz, bunlar paket program yapan bir grupmuş. Sanatçısından, animasyoncusuna, sunucusuna gezen... Bu adam da sunucu... Allah Allah diyorum, hoşuma gidiyor bu Bamya Güzeli mevzusun hali vakti! Ekipçe de eğleniyoruz, ünlü oldum diyorum ben artık "Miss Gumbo"yum ;)

Ertesi günlerde annemin kuzeni aradı. Şehir dışındalar bazı işleri var bize gelecekler yardımcı olur musun diyorlar. Buluşuyorum. Kızları var Dilvin soruyor bana "Ebru Abla, sen Uluköy'de miydin?"....."Bamya Güzeli seçilmişsin!" :):):) Hoop. Ne oluyoruz ya bu kadar da değil. Nerden çıktı diyorum, Taşova'nın sitesinde fotoğrafların var!!! Hem de 2 tane! Şak-kaa...

Hayır gayet gerçek çıkıyor, Allah'tan uzaktan çekmişler, yakalayamamışlar, işte yalanı doğru yansıtan 2. işaret...

http://www.tasova.net/modules.php?name=News&file=article&sid=4089

Yorumu size kalmış.

Ha, bu arada devamı da gelmemiş :) Belki de o yüzden inandılar.

Sevgiler.

Bamya Güzeli'niz...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

BITTERSWEET



Im giving up the ghost of love

(Aşkın hayaletini bırakıyorum)

In the shadows cast on devotion

(Sadakatin üzerine düşen gölgelere)

She is the one that I adore

(Taptığım kişi o)

Creed of my silent suffocation

(Sessiz boğuluşumun inancı)


Break this bittersweet spell on me

(Üzerimdeki bu acı tatlı büyüyü boz)

Lost in the arms of destiny

(Kaderin kollarında kaybolan)

Bittersweet

(Acısıyla tatlısıyla)

I wont give up

(Pes etmeyeceğim)

Im possessed by her

(Ele geçirildim onun tarafından)

Im wearing a cross

(Bir haç takıyorum)

Shes turning to my god

(O benim İlahım oluyor)

Break this bittersweet spell on me

(Üzerimdeki bu acı tatlı büyüyü boz)

Lost in the arms of destiny

(Kaderin kollarıda kaybolan)

Break this bittersweet spell on me

(Üzerimdeki bu acı tatlı büyüyü boz)

Lost in the arms of destiny

(Kaderin kollarıda kaybolan)

Bittersweet

(Acısıyla tatlısıyla)

I want you

(Seni istiyorum)

[Im only wanting you]

(Sadece seni istiyorum)

And I need you

(Ve sana ihtiyacım var)

[Im only needing you]

(Sadece sana ihtiyacım var)

Break this bittersweet spell on me

(Üzerimdeki acıtatlı büyüyü boz)

Lost in the arms of destiny

(Kaderin kollarıda kaybolan)

Break this bittersweet spell on me

(Üzerimdeki acıtatlı büyüyü boz)

Lost in the arms of destiny

(Kaderin kollarıda kaybolan)

Bittersweet

(Acısıyla tatlısıyla)

9 Ağustos 2009 Pazar

GÜNAYDIN...

:) Karga pisliğini yemeden atacağız yine kendimizi yollara. Ev-vet, bugün yine falanca partiyle geziyoruz. 4 tane yayla şenliğine davetliyiz. Trabzon yaylalarına benzemese de güzeldir bizim buralarınki de. Canbolat yaylasında 10:30 da kahvaltıyla başlıyoruz ve hiç bilmediğim yaylalara çıkıyoruz, bazılarının ise sadece isimlerini biliyorum. Herkese iyi pazarlar...

8 Ağustos 2009 Cumartesi

08.08

Bugün hayat 09:00 civarlarında start verdi, atıştırmalık 1 elma, hemen ardından duş alıp hazırlanma derken 10'a 5 falan vardı parti binasına doğru gittik. 10'da hareket edilecekti, son toplantıda alınan karar sonucu bugün Erbaa civarı köyler gezilecekti. Sıradan fotoğraf makinamla fotoğraf çekerdim, ekiptekiler matrak... Evde kalsam yapacak birşeylere sahip değilken ve her güne of puf sıkılıyorum diye başlarken iyi geleceğini düşündüm. Hayatımda hiç milletvekili korteji ile gezmemiştim, bugüne kısmetmiş, iyi de oluyormuş. Yani ayrı bir deneyim oldu.
Her neyse işk köyde kahvaltı yapılacaktı ve düşünemediğim tek şey öncesinde 40 kişiyle tokalaşacağımızdı :) Daha o dakika başladım, iyi ki bu işlerin içinde değilim demeye. Gittiğimiz her yerde birşeyler ikram edildi ve hepsinden tatmak zorundasınız, kim yaptı nasıl ortamda yapıldı bihaberiz...

Kahvaltı...Tabii ki farklı farklı yerlerde yiyelim diye önümüze getirilenler; Bol bol çay, bol bol ayran ki bir yerde içtik süperdi süper. Yoğurdu çok tazeymiş ondan dediler. Pilav, kavurma, karpuz, armut, şeftali, tatlı, sacda katmer&patatesli gözleme, bakla dolması, peynir, yoğurt... Çikolatalar, vs... Tuvalet başlı başına sorundu. Biz 4lü bayan topluluğu temiz ev kestirdik gözümüze ve biraz üstesinden geldik :)



Bazı yerlerde tütün dizdiler...Sonuna kadar karşı olduğumdan dizimine elimi bile sürmedim çünkü zifti elleri boyuyor ve kokuyor yani benim için sigarayı elimde tutmaktan farksızdı.

Bamya güzeli de seçtim kendimi... Herkes de ilgi gösterdi, fotoğrafta görülen o minik vitrin mankenlerine geçirilmiş o şeyi ne denir ki ona aldım ve taktım boynuma :) O sırada da Trt milletvekili ve başkanlarla çekim yapıyordu. Kimsenin aklına gelmemiş olmalı ki herkes birbirini dürte dürte kafaları bana çevirttirdi. Hepimiz eğlendik, devamı gelmiştir herhalde :) Bilmeyenler için belirtmek istiyorum boynumdaki ise çiçeklerinden çıkarılmamış bamya, altta yakından bir fotoğrafı da bulunmakta. Bamya festivali Uluköy'e aitti ve çok da güzel baraj gölü var buranın, o da var fotoğraflarda.


Tütün dizen teyzeden,



bamya dizen teyzeye hepsiyle sohbet ettim, hatta güzel bir de teklif aldım: Kızım sabahtan çık gel de seni tarlaya götürelim, gel bir de orada çek fotoğraflar :)



Bu kızlar çok tatlıydı, ikizlerimiz de vardı ama sadece kızlar var bu fotoğrafta. Elinde su şişesi olan kızın adı Şerife. Hastalanmış gelmiş Erbaa'ya, yarın yine gidecekti. Yanındakiler rahat bırak ablayı deyip durdular. O da "Halamın kızı o benim, ablam ablam." diyerek atlattı aklı sıra ;) Bana sarılıyordu sürekli, elimi tutuyordu ve durmadan " Ben seni çok sevdim kızz, seni daha bırakmam ablamm." Acaba o bunun olamayacağını farkındamıydı? Partidekiler takıldılar bana bak sende hemen siyasete ısındın, ilgi göstermeler falan. "Yok." dedim. "Ben böyleyim hep, çocukları çok seviyorum. Onlarda benden iyi enerji alıyorlar ve ibimden ayrılmıyorlar." O köydeki büyük sorun temiz değillerdi, çocuklar çok pisti, ben anlayamadım ama benim kankada da bit varmış. Saçları çok pisti yani ama bitini anlayamamıştım. Onlar için birşeyler yapılmasını çok isterdim, konuşldu gerçi ;) Giderken hala arabanın içine ellerini uzatmış yanaklarımı seviyordu, annemle çubuk kraker vardı yanımızda onlara pay ettik üzerine de o yanaklarımı okşarken arabadaki su şişesini verdik. Biz ayrılırken ona sarılmıştı, yine gelin dedi. Oysa bugün neden geldiğimizi bile anlayamamıştı :) Sık sık sordu, ben de "Seni ziyarete geldik, hasta oldum dedin ya." dedim ;) Sabah 10'dan beri politikacılarla geziyorum, müsadenizle olsun o kadar düzmece :P



Mis gibi köy ekmeklerimizi unuttum. Bunlardan da yedik daha buharı üzerinde... Toprak fırından çıkmıştı, içinde de çektim dışında da.



Bu yakışıklı ise köyde kendini fark ettirdi bize, e fotoğrafını çekip de koymamazlık olur mu?Olmaaz.

Son olarak da 26 yıllık hayatımda ilk kez bir palyaço ile fotoğraf çektireyim istedim ama bunlar biraz gıcıktı, bana şapkalarını vermediler. Komiklikleri kalmazmışş. Süleyman DEMİREL misiniz, verin yaa dedim. Mızır mıyır ettiler, öyleyse dilinizi çıkarın komiklik yapın dedim. Baktım hala gıcıklar ben de ellerimi gırtlaklarına yapıştırdım, o sırada annem çekmiş fotoğrafımızı. İkisi bir ağızdan dedi ki: Aaaa gülen çıkmıştı da öldüren de ilk oldu :) :)

7 Ağustos 2009 Cuma

1955-2009

Bir rock üstadı daha kayıp gitti, toprağı bol olsun.

İnsanoğlu sen nelere kadirsin??

Sadece güldürdü beni. Bu ne perhiz ne lahana turşusu muhabbeti. Silecektin neden ekledin, hayır bunun yanlışlıkla oldusu da yok ki! :) Gerçi çok da görmemek lazım. Eğer maşaysa, maşayı tutan cesaret gösterecek...