9 Ocak 2009 Cuma

ZeYTiNyAğLı KeReViZ



ZEYTİNYAĞLI KEREVİZ
Malzemeler:
3 adet kereviz
1 adet orta boy havuç
1 adet büyük boy patates
1 adet kuru soğan
1-1,5 adet limon
3 adet büyük portakalın suyu
Yapılışı:
1. Kerevizleri saplarından ayırıp, temizleyelim ve 1 limon suyu ya da 1/2 limon suyunu su ile karıştırıp kerevizleri içinde beklemeye bırakalım.( Yüzeyine kadar çıkacak su.)
2. Havucumuzu, kuru soğanımızı ve patatesimizi kuşbaşı doğrayalım.
3.Tüm malzemeleri tencereye koyalım, yarım limon suyunu, 3 adet portakalın suyunu, 2 adet küp şekeri ekleyip üzerine zeytinyağı gezdirelim ve yüzeyine çıkacak kadar suyu ilave edip kısık ateşte pişmeye bırakalım.
4. Sebzeler hafif yumuşamaya başlayınca içine kerevizleri de ekleyelim ve tuzunu da ayarlayalım.
5. Tüm sebzeler pişince üzerine ince kıyılmış kereviz saplarını serpelim ve kapağını kapatıp dinlenmeye bırakalım. Soğuyunca servis tabağımıza alalım.
Gerçekten çok leziz oluyor, geçen gün son dakika misafirlerimize pişirmeye karar verdiğim de ilk aklıma gelen annemin ki gibi olmalı deyip annemi aramaktı. İlk denemem de bu denli lezzetli bir tat elde etmemin nedeni herkesin çok da kullanmayı tercih etmediği portakallar diye düşünüyorum. Lezzeti garanti bu zeytinyağlıyı paylaşmayı çok istememin nedeni kesinlikle tadı ve yapılışının pratik olması.Fotoğrafını ekleyemeyişimin neden ise hemen servis tabağının dibinin gözükmesi ;) Afiyet olsun. Bu arada biraz mayhoş tabii belki portakalı 2' ye indirebilirsiniz.

7 Ocak 2009 Çarşamba

REPLİK


"Eğer hayattaki prensiplerin seni bu duruma getirdiyse,

onlara ne gerek vardı o zaman?"

31 Aralık 2008 Çarşamba

YENİ YIL ESKİ YIL, NELER GÖTÜRDÜN GETİRDİKLERİN NELER OLACAK Kİ???


Reason to Believe - Rod Stewart



2 yıl öncesiydi, anneannemlerdeyiz tam da bugün. Kalabalığız oldukça, labirent gibidir yaşadıkları yapının içi de dışı da. Teraslar arası geçişler vardır cicianneye (notun dibi : annemin yengesine derim ben böyle, üveylik durumları değil yani..) , rahmetli Arize nineye...



[26 Aralık: Telefonum kapalıydı, 15:30 gibi fark ettim, açtım ve annemi aradım. Yorgun sesiyle


Annem: Ebruu


Ben: Anneee, ne yapıyorsun? Telefonumun kapalı olduğu yeni fark ettim ve açar açmaz seni aradım, bugün aramamışsın beni.


Annem: Babaannemin başında bekliyorumi ne yapayım.


Ben: Bugün nasıl Arize Nine?


Annem:Yerde yatıyor işte.


Ben: Neden yerde yatıyor ki?!!!


Annem: Çünkü öldü.


Ben: Öldü mü? Bana neden söylemedin? Nasıl yani öldü mü şimdi! Ben seni arayacağım, iyi değilim anne. ]



Neyse anlatmadan geçemedim, devamını anlatıp da o günü tekrarlamayı istemiyorum, en azından bugünü baş ve göz ağrısı olmadan geçireyim ;)

Kalabalık, herkes bir orada bir burada. Harala gürele bir curcunayla geçen saatlerin ardından tüm nefesler birleşiverdi ciciannelerde. Müzik cd hazırladık hemen kuzenle, yengem aradı "Ebuş üst çekmecede rujum var, onu da getir gelirken."


Ruj, cd, kamera, içki, aperatifler, çerezler, çerezler, çerezler... Süsler içinde bir teras ve adeta kıyafet balosuna gitmişsin izlenimi yaratan yetişkinler. Belki de doğru kelime değil bu ya sadece yüzlerine yaptıkları abuk makyaj ve vücutlarına doladıkları bırbınlar... Galiba kar da vardı, vardı, vardı. Ciciannemin kalburabastıları da vardı.


Eğlendikçe eğlendik, güldükçe güldük. Coştuk, dayımın dedemlere çaktırmamak adına el altından verdiği viskiler ardı ardına sıralandı tüm gençlere. Nurgül geldi sonradan aramıza, elinde kocaman bir yeni yıl pastası, elleriyle yapmış, lezizdi le-ziz! Nil'den bir parçayı ve bir de "Pump It'' 'i yine yine dinlemiştik. Aslında kayıtları da hala izlememiş olduğumu şimdi fark ettim. Bunları yazarken bile sızlıyorsa burnum izlemek şimdilik mümkün değil anlaşılan. Eniştem, Dayım, Yengem, Arize Ninem içten gülüşünüzü hiç unutmadım, bize oralardan gülücüklerinizi gönderin. İyiliklerinizi hissettirin. Dualarım hep sizlerle, yerinizde rahat olun. Bizi huzur içinde bekleyin.


Nasıl girersen yeni yıla öyle gider faso fisosu, yılın son aylarında hortlamıştı zaten. Hortlayan faso fiso kısmı kesinlikle. İnanmadığım lafın ispatı olmasaydı keşke. Kimin nerede oturduğunu, dayımın mimiklerini, yengemin sesini herşeyi an be an öyle net hatırlıyorum ki. Önemini çoktan yitirmiş yeni yıl kutlamarı, artık 2 yıldır hüzünlü, evdeysem huzursuzluk veren hep kalabalıklarla geçirmek istediğim sevimsiz tuhaf bir hal aldı. Geriye atmak istedikleriminin sesini duymamak için olsa gerek.


Şükürler olsun, acımızı unutturacak yeni bir acımız olmadı, sağlık sorunu, o, şu, bu yok işte sorunlar yoktu bu yıl. Yeni yılda da olmasın. Hep geçmişin hüznü olsun, mahsunluğu, burukluğu olsun. Hayatımıza sevinçler dolsun, huzurlu, sağlıklı, başarılı, mutlu, güzel kazançlı, sevgi dolu dostluklar, gülüşmelerle dolu keyifli anlar olsun.


Üzüntülerin, sıkıntıların, kötülerin ve kötülüklerin eski yılda kaldığı, herkes için yeni yılın tüm güzellikleri kucakladığı bir yıl olması dileğiyle. Mutlu seneler!!!



7 Aralık 2008 Pazar

KISA BİR BOŞLUK

Uzun zamandır yazamadığım blogumda yakın zamanda paylaşmayı plandığım çok şey var, bir sürü yenilikler :) Ama benim biraz daha zamana ihtiyacım var, biraz daha kendime, biraz daha bize. Bu arada birçok blog arkadaşımı okumaya gayret ediyorum.

Nice bayramları yüreğimizde daha fazla acı olmadan karşılamak nasip olsun. Herkese iyi bayramlar...

22 Kasım 2008 Cumartesi

UÇUK KAÇIK

İllüstrasyon Elif S. DAĞ'a aittir.
Uzun zamandır yazamamamdan da anlaşılacağı gibi koşuşturmalı ve stresli dönemin içindeydim. Tek bir sorun haricinde herşey yolunda. Ha bu arada ben nasılım, berbat :P 26 yıllık hayatımda ilk kez dudağımın alt ve üst kısmında aynı anda uçuklar çıktı. Üst dudağımın 1/3' ü alt dudağımın 2/3' ü uçuklarla kaplı, 3. gün doldu ve benimkilerde düzelme olsa da pek de iyi durumda sayılmam :( Kafamı ne zamandır kurcalayan şu dertten de kurtulsam başka da birşey kalmıyor herhalde huzurumu kaçıracak.

Bir de öğrenci affı durumu, beni kapsamadığını tam anlamıyla öğrenmiş bulunmaktayım ki bu da ayrı sorun. Oysa çok umudum vardı. Almak istediğim dersleri nasıl seçeceğime dair tüyoları almış, strateji belirlerken olacak iş değildi bu haber. Bunda da vardır bir hayır kaderciliğini benimsemekteyim. Allah'ım yardımına ihtiyacım var, hadi duy sesimi ve dualarımı kabul et, lütfen...

29 Ekim 2008 Çarşamba

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü SEVGİ VE SAYGIYLA ANIYORUM

"Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir.
Öneri paketindeki bir Cümleyi sizlere okumak istiyorum.
Diyor ki ” Bu gün UNESCO’nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası
Mustafa Kemal’dir. ”
Öneri nedir?
Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı UNESCO’nun 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir.
Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler:
“Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?” şeklindeki kinayeli sözlerine,
Rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler;
”Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir,
bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız ” sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal.
Sonra nemi olur?
UNESCO tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar;
hani İsveç delegesi demişti ya “ne yani” diye.
O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;
”Ben ATATÜRK’Ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum ” diyecektir.

İşte, o muhteşem belge diyor ki;


“ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULULARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU”


CUMHURİYETİMİZİN 85. YILI KUTLU OLSUN."


Atamızın bize bıraktığı bu güzel ülkede gelin birlik olalım ve cumhuriyetimize sahip çıkalım.

UYANIŞ


Blog tanımım da yazan "özgür alanım" ifadesi külliyen yalanmış, daha önceden bu durumu kabul etmiştim ama artık bu son erişim engeliyle "Yuuh." dedim. İnternet,bir nevi erişim özgürlüğü değil miydi ya??? Ben zararsızım nasıl bir genellemenin içinde 1 cümlelik açıklamaya hapsedildi blogum. Blogger neden mahkemelik oldu bilmiyorum, araştıracak zamanım da aklım da yer de yoktu onun için. Tümden gelimcilik gibi gözüken bu kavramın sebebini bilmeyi istiyorum. Bilmek... Sallanmak değil. Geçici olarak kaldırılmış yasak, delil eksiliğinden... Bari bizleri rahat bırakın ya, dandirik düşüncelerinizi bize bulaştırmayın, can sıkmayın!!!


(HASSASIM)



Bugün bizimkilerin ölüm yıldönümü, aramızdan ayrılalı tam 365 gün geçti, ateş düştüğü yeri yakıyor. Doğru... Daha dün gibi herşey, an be an, olup biten aklımda çok net,gözümün önünde her ayrıntı, kulağımda her ses... Berrak her görüntü, teferruatlar iç karartıcı can sıkıcı. Kolay mı bir çırpıda üç can eksildik bir aileden. Birbirine sevgi dolu, kenetlenmiş güzel bir aileydik biz. 365 sen artık ben de büyük değilsin, 1 saniye gibi hızlı... Azrail gibi gizli... Yaşam kadar değerlisin... Çoksun belki de hiç... Karışıksın, ne olduğunu biliyor musun??? 1 yaş büyültürken 1 yaş azaltan da sen değil misin?


Saniyeler

Dakikalar

7 Gün

48 Hafta

12 Ay
365 Gün

Yıllar

HAYAT...

Ayırdıklarından her geçen gün bizi uzaklaştırdığını düşündürüp özletirken aslında onlarla kavuşturmak için ağlarını ören sen değil misin? Sağ gösterip sol sallamak mı senin yaptığın? Herşeyi biliyorsun, hayıflanmasana da dersin şimdi bana. Garipsin kabul et. Ben de huzursuz ve karmaşık, biraz da huysuz demlerimdeyim galiba şu sıra. Bana sunduklarının ağırlığı çöktü üstüme. Bugün çok dua ettim, çok da gözyaşı döktüm. Canım yanıyordu... Mekanları cennet olsun, bugün onlar için toplanan o insanların güzellikleri onlara malum olmuştur umarım ve ettiğimiz dualar ruhlarına huzur vermiştir. Canım anneannem Osman çok severdi tatlıyı deyip 2. bir tatlı, kabak tatlısı ekledi menüye. İçi rahat etmedi, oğluşu da gelip bakmış mıdır tadına, izlemişler midir bir köşeden bizleri??? Dağınık belki de saçma cümleler kurdum, saçmalamaya ihtiyacım vardı, bugün acı dolu yüzündeydik madalyonun. Herkesin mutlaka bir acısı vardır içinde, hangi dinden hangi ırktan olursa olsun her zaman dua ettim gidenler için. Bu yazımı sonuna kadar sabredip okuduysan eğer bir duan yada küçük bir iyi dileğin olur mu onlar için??? Allah herkese sabır versin ve bu acılarımızı unutturacak acılar tattırmasın inşallah.


DAYIM&YENGEM

TEYZEM&ENİŞTEM

Hayatımdaki değerli nadir insanlardan en sevdiklerimden üçüydü onlar, zamansızca gidişinizle bize çok büyük acılar bıraktınız. Mekanınız cennet olsun.

23 Ekim 2008 Perşembe

BEYNİMİN KURMACALARI, İÇİMİN SIZILARI

Dün akşam 19:30 da Muhabbet Kart turne kapsamında Mustafa SANDAL konseri vardı, birkaç gün öncesinden planlarımızı yaptık. Yani hiçbirimiz Mustafa hayranı değiliz, hatta ben pop müzik bile dinlemem, sevmem. Biraz bunalan ruhlarımızı eğlendirmeye bahane oldu :) Konser alanı hemen anneannemlerin evinin dibiydi, bir de sahne 400 m2 olunca bizim teras loca oluverdi bir anda ;) Görüntü net, ses düzeni süperdi. Hımm, 15 kişiydik, herkes ayrı alemdi. Herkesin ortak paydası tabii ki eğlenceydi. Öncesinde annem, Elvan, Ben ve ufaklığımız Beyza konser alanına gittik. İlk parçasını dinleyip terasa çıkacağız, önce Mp3 denen o kızlar çıktı, galiba 3 kişilermiş biz ikisini gördük. Gülmek için ikisi de gayet yeterliydi, uuff kabus gibi 2 kız. Hareketler, mimikler ancak bu kadar salak gösterir insanı. Bir de kızcağızın mikrofonu açık unutup, o sırada da talihsizlik olup müziklerinin sesi dakikalık kesilince tam rezil oldular anında seksi dans figürleri girdi devreye, hahahaa, bu arada müzik var mı?? YOK. Bu 2 şebek dans ediyor. Oya&Bora'dan bildiğim o güzelim parçayı katlettiler, hatunun parçanın girişindeki "Aaaa...." olan kısımdaki kart sesini ise asla unutmam gibi :) Derken Musti çıktı kıpır kıpırdı yerinde duramayan o bildiğim Musti bir şarkısını söyledi ve biz terasımıza gittik, devamını rahat izlemek için... Çocukluk dönemlerimden hatırladığım kadarıyla hep aynı bu adam, yüzü, vücudu minyonluğu itibariyle hep gencecik gösterirken ten rengi, zayıflığından dolayı da yaşlı görünüyor sanki, bilmem işte karışık bir kavram. Sahnesi iyi, orkestrası süper ve ben bu adamın tüm parçalarına eksiksiz sözleriyle eşlik edip eğleniyorum. Hani ben pop müzik dinlemezdim ;) Galiba popularitesinden ve mazisinin çocukluk dönemlerime dayanmasından kaynaklanıyor. Bir de sevmediğim bir ayrıntı teknik ekip, orkestra hepsinin üzerinde muhabbet kart amblemi olan penyeler iyi fikir değilmiş. En azından orkestra da daha farklı birşeyler olabilirdi ;)





Elvan'la son günlerde sürekli pasta, çöreğe özellikle de tatlıya aş eriyoruz. Madem terasta olacağız, köy konserine çevirelim maksatlı kurabiye yaptım dün. İnanılmaz lezzetli oldu, öyle ki herkes bayıldı hatta babam için de eve bırakmıştık birkaç tane, biz gelene kadar silmiş süpürmüş, kim yaptı onu nasıl güzel birşeydi o, çok da hafifti dedi. Ben de madem bu kadar beğenildi hemen tarifini yazayım bloguma dedim. İşte size dünün özeli;

HİNDİSTAN CEVİZLİ KURABİYE

Malzemeler:

2 adet yumurta (1'inin akı üzerine sürülecek)

1 çay bardağı hindistan cevizi

1 çay bardağı tozşeker

1 paket yumuşak margarin

1 paket vanilya

1 paket kabartma tozu

3 su bardağı un (Ama bana yeterli gelmedi ve yaklaşık 1 su bardağına yakın un ilave ettim, yumuşak bir hamur elde edeceksiniz.)

Üzerine:

1 su bardağı hindistan cevizi

Yapılışı: Tüm malzemeleri iyice yoğurun ve küçük parçalar koparıp, yuvarlatın. Önce yumurtanın akına ardından hindistan cevizine batırın. Önceden ısıtılmış orta ısılı fırında 180 derecede pişirin. Pembeleştikten sonra sık sık kontrol edin, pişme süresi kısa olan bir hamur ve yakabilirsiniz :) Afiyet olsun.

Konserimiz bitti, ortalığı toparladık, babacığım aradı "Hadi." dedi, "Biraz yürüyüş yapalım, hava çok güzel." Ayrıntısını sonra paylaşmayı düşündüğüm bir konu müjdeledi bize. Kuzenim, Teyzem, annem ve babam...5'imiz yürürken hatta sohbete katılırken fark ettim ki aklım oralarda değil, burnum sızlıyor yine. Kendimi tutuyorum :( İnsan içi ne kadar acırsa acısın yanarsa yansın, neler yapıyor, neler geliyor içinden. Eğleneceği konserde yiyeceği şeye kadar düşünüyor. Gülüyor, hopluyor... Bunları yaşama engeli olursa aklımızda ya da içimizde bir yerlerde, eminim hayat denen bu güzelliğe tutunamazdık işte o zaman Allah'ın karşısında en büyük isyanımızla ezilirdik.

Düşünüyorum da biz çaresiz kaldığımız durumlar karşısında farkına varmaksızın savunmamızı hazırlıyoruz acaba katiller de bizler gibi mi? Her zaman durumlardan sıyrılacak güçleri ve kandırmacaları var mı?? İşte bu varsa bizler o zaman yandık...

Yazacağım bir sürü şey var ama 16:30'da msn'imin karşısında olmam gerekiyor ve öncesinde de annemle halletmem gereken dışarı işleri varken oyalanma Ebru kalk diyorum kendime. Daha hazırlanmalıyım. Tüm iyilikler bizlerle olsun...

21 Ekim 2008 Salı

CBYEFNMÖXİA ...SKIP...

Eğitim son derece önemliyken öğretim pek de umrum değil. Yanlış anlaşılmak istemiyorum, bu arada bahsettiğim tamamen üniversite öğretimi. Yani Türkiye şartlarında öğrencilerin seçimleri ya puanlarının yettiği yer doğrultusunda ya da ebeveynlerinin isteği yönünde oluyor, çok azı uzmanlaşmak istediği alanda okuyor maalesef...Fizik bölümünde okuyorum ve hiç sevmedim, nedense ilk yıllarda bırakmayı da düşünmedim. Tasarım üzerine birşeyler yapmak vardı hep içimde, bir de aşçılık eğitimi... Şu saatten sonra olmayacak bir şey değil. Ama gelin görün ki ben hep anaç ruhlu oldum. Çekirdek aileme dair bir sürü güzel ve basit isteklerim var, stressiz bir yaşam olacağından şüphem yok. İyi de yapan kötü de yapan biziz, öyle değil mi? Yığınla teferruat,planlanmış ya da hayali kurulmuş düşüncelerim var. Olması an meselesi ;) Okulumu, ayrı geçen zamanlarımızı herşeyi skip butonuyla geriye atmak istiyorum.Hayalini kurduğum aileme kavuşunca tekrar istediğim alanda öğrenim yapabilirim, hdguzhş, bir sürü şey ama önceliğim malum ;)
Huzur, sevgi, sağlık, aşk, sadakat, inanç, inceliklerin olduğu basit bir dünya, sıcacık bir sığınak,.....

18 Ekim 2008 Cumartesi

UYKUM KAÇTI TUTAMIYORUM

00:16
Yatağıma giriyorum.
Başım da tarifsiz ağrı var.
Hemen uyuyabiliyorum.
Kimbilir belki de gün içindeki ruhsal yorgunluğumun etki.
01:19
Annemin telefonu ısrarla çalıyor.
Babam fırlıyor.
Telefona yetişemiyor.
Hepimiz ayaklanıyoruz.
Ben duyduğum andan itibaren duymazlıktan geldim.
Aslında donup kaldım da diyebilirim.
Malum o haberi de uykumuzu bölen bir telefon sesiyle almıştık.
Korktum.
Korktuk.
Numaraya baktık.
Başka bir ülkeden aranmış annecik.
Kimselerimiz de yok ki...
Yanlış oldu.
Ama bizim gecemizde mahvoldu.
Uykusuna kaldığı yerden devam edebilen anne.
Uyku kaçağı olan tv başında bir baba.
Kaçırdığı uykusunu tutmaya çalışan bir genç kız yani ben.
Bir de karnıma kılıç gibi saplanan o ağrı.
Baş ağrısı.
Sağ sol her şekilde uyumaya çalışırken aklımda dolanan yığınla şey.
Ne tuhaf bir gündü.
Ne talihsiz zamanda yanlış aramaydı.
Köpekler kavga ediyor.
Uğultular dolu gecenin sessizliğinde.
Pc'min başına geçiyorum.
Yazıyorum ama yayınlamıyorum.
Ne olduğu belirsiz kan gibi lekelere bulanan fıstık kavurması.
İyiyi kötü yapanlar.
Sevaplar.
Günahlar.
Karmaşalar.
Polis koruması.
Beyin soğancığına darbe alan ufak prenses.
Su testisi yolunda kırılırmış.
Ölümler.
Ziyaretler.
Tuhaf bir gündü.
Öğleden sonra başlayan.
Gecenin bu saatinde devam eden.
Uyumalıyım.
Sabah olmalı.
Dün de bırakmalıyım.
Huzursuzluğu.
Tuhaflıkları.
Gözümü açmalıyım.
Sevgimle.
Mutluluğumla.
Masumluğumla.
Dinginliğimle.
Vurdumduymazlığımla...